3 Ocak 2010 Pazar

Doğan Öz


1978 yılı ile ilgili şok itiraf geldi“Kontrgerilla”yla ilgili araştırma yaparken 1978'de öldürülen Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz'ün eşi Sezen Öz: Doğan öldürülmeseydi bu karanlık yapının kapıları 32 yıl önce açılmış olacaktı. “Kontrgerilla”yla ilgili araştırma yaparken 1978'de öldürülen Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz'ün eşi Sezen Öz: Doğan öldürülmeseydi bu karanlık yapının kapıları 32 yıl önce açılmış olacaktı. Onca insan da öldürülmeyecekti.

Ozel Harp'in kapıları 32 yıl önce açılmalıydı

Bugün hakim Kadir Kayan'ın belgelerini incelediği Özel Harp Dairesi'yle ilgili ilk çalışmayı 1978'de Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz yürüttü. Her gün cinayet, katliam ve çatışmaların yaşandığı dönemde, 19 Ocak 1978 günü Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerinden Levent Özyörük öldürüldü. O günkü nöbetçi savcı ise Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz'dü. Cinayeti soruşturan Doğan Öz, katillerin Site Öğrenci Yurdu'na kaçtığını tespit etti. Öz, hemen yurdun aranması kararını çıkarttı. Aramada, öğrencilerin kendi dolaplarının önünde durmalarını istedi. Yalnız bir dolabın önü boş kaldı. Açılan dolapta Özyörük'ün öldürülmesinde kullanılan silah bulunur ve bir grup kuşkulu grup gözaltına alındı. Doğan Öz, bu olayın ardından araştırmalarına hız verdi ve yaşanan kanlı olaylarının basit bir sağ-sol çatışması olmadığını, arkasında karanlık bir yapı olduğunu fark etti. Öz, o günlerde eşi Sezen Öz'e “Soruşturduğum bazı olayların izi, devlet içinde üst makamlara kadar tırmanıyor. Korkmaya başladım. Ama üzerine gidilmesi lazım” dedi.

RAPOR ÇEKMECESİNDE ÇIKTI

Doğan Öz, soruşturmalarını yürüttüğü cinayet dosyalarından yola çıkarak Özel Harp Dairesi hakkında bilgi toplama başladı. Amacı Özel Harp Dairesi ve yetkilileri hakkında büyük bir dava açmaktı. Bunun için ulaştığı bilgileri ön rapor haline getirdi. Raporu dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'e sundu. Öz, bugün bile güncelliğini koruyan raporda “Kontrgerilla Genelkurmay Harp Dairesi'ne bağlıdır. Kontrgerilla il ve ilçelerde seferberlik işlemini yürüten kurum olarak askerlik şubelerince yönetilmektedir. Bu konuda en çok aşamalı eğitimden geçen astsubaylar kullanılmaktadır. Sivil güvenlik güçleri içinde ise MİT elemanları ve Birinci Şube görevlileri kullanılmaktadır” dedi. Özel Harp Dairesi'nin hem askeri hem de sivil unsurlarının çalışma biçimlerini açığa çıkartan Öz, “Çavuşlardan başlayarak albaylara kadar bazı askerlerin, sivil unsurları eğittiğini” anlattı. En önemlisi artan şiddet olaylarıyla darbenin hedeflendiğini 2 yıl önceden haber verdi: “Sıkıyönetimi çağırma, seçimle, olmazsa darbeyle iktidar olma demokratik yaşama biçimini yok ederek halkı sömürme seçeneği tek seçenek durumuna getirilme çalışmasıdır yapılan.”

Öz, işlenen cinayet ve şiddet olaylarının arkasında olduğu gerekçesiyle soruşturma ve Özel Harp Dairesi yetkilileri hakkında dava açma aşamasındaydı. Ancak Başbakan Bülent Ecevit'e raporu vermesinden 2 ay sonra, 24 Mart 1978 sabahı adliyeye gitmek için otomobiline binerken silahlı saldırıya uğradı. Öz olay yerinde yaşamını yitirirken, katili koşarak olay yerinde kaçtı.

Özel Harp Dairesi'yle ilgili hazırladığı raporun bir örneği cinayetten sonra çekmecesinde çıktı. Öz, öldürülmeseydi kontrgerilla gerçeğini gözler önüne seriyordu. Hem de Avrupa ülkelerindeki benzer gizli örgütlerin varlıklarının tartışılmadığı, adlarının bile bilinmediği bir dönemde.

BEKLENİLMEDEN DAĞITILMALI

Özel Harp Dairesi'nin kapılarının açılması en çok Doğan Öz'ün ailesini sevindirdi. Doğan Öz'ün eşi Sezen Öz'e göre Özel Harp Dairesi mutlaka dağıtılmalı: “Bu gizli yapıyla ilgili soruşturmanın açılması çok önemli.

En azından bundan sonraki yıllar için çok önemli. Benim gibi aileler kayıplarına kavuşmayacak. Ama neden öldürüldüklerini çocuklarımıza izah edebileceğiz. 3 yaşındaki torunum kızıma, “Anne, babamın babası var. Senin baban nerede” diye soruyor. Neden katledildiğini ve Özel Harp Dairesi'ni nasıl izah edebiliriz?”

“Devletin legal güçleri varken bu tip karanlık yapılara ne gerek var” diye soran Sezen Öz, “devlet sırrı” kavramını da eleştirdi: “Gizli örgütler kuracaksınız sonra bunların faaliyetlerine devlet sırrı diyeceksiniz bu ülkede herkes bu yapının mağduru olur. Gençleri birbirine öldürteceksin, ülkenin değerli insanlarını katledeceksiniz sonra da 12 Eylül'ü getireceksiniz. Bunların devlet sırrı mı olur?”

Eşinin öldürülmemesi durumunda Özel Harp Dairesi'nin kapılarının 32 yıl önce açılmış olacağını vurgulayan Öz, “Binlerce kayıp da olmayacaktı. Katletmemiş olsalardı Doğan, Özel Harp Dairesi'yle ilgili dava açacaktı. Bunun hazırlıklarını yapıyordu. Ama başsavcı değildi. Ya da başsavcının desteklemesi gerekiyordu. Hazırladığı kontrgerilla raporu bugün aynen geçerli. Halen güncel. Ama onca yıl kimse Özel Harp Dairesi'nin üzerine gitmedi. Dosyalar kapatıldı, tetikçiler kurtuldu. Şimdi yaşananlar demokrasi için önemli. Bir daha da böyle karanlık kurumlar kurulmamalı” dedi.

Hem milli atlet hem Özel Harp başkanı

Seferberlik Tetkik Kurulu'nun ilk başkanı tuğgeneral Daniş Karabelen'di. Kore Savaşı'na katılan Türk Tugayı'nda görev yapan Karabelen, aynı zmanda milli atletti. Türkiye Sırık Atlama Şampiyonu'ydu

NATO bünyesinde komünizme karşı oluşturulan ve yıllardır faaliyetleri tartışma konusu olan Özel Harp Dairesi'nin ilk başkanı tuğgeneral Daniş Karabelen oldu. Teşkilat-ı Mahsusa geleneğinden gelen Karabelen, ilk komando ve paraşüt birliklerinin de kurucusuydu. Askerlik hayatında hep kilit yerlerde görev yapan Karabelen, 1898'de İstanbul'da doğdu. Babası Mehmet Rasim de askerdi. Karebelen, askeri rüştiyeyi bitirdikten sonra Kuleli Askeri Lisesi'ne başladı. 17 yaşında okulu bitirdiğinde Birinci Dünya Savaşı şiddetli bir şekilde sürüyordu.

TEŞKİLAT-I MAHSUSA KOMUTANI

Liseyi bitirir bitirmez hemen Teşkilat-ı Mahsusa'nın Maltepe'deki kampında özel eğitime alındı. Cephe gerisinde gerilla tarzı savaşı yürütmek için yetiştirilen bu subaylar askeri lisenin son sınıfları ile Harbiye'nin ilk sınıflarına uygulanan sınavlar sonucunda seçiliyordu. Daniş Karabelen kendisini Özel Harp Dairesi'nin başına getirtecek gayri nizami harp tekniklerini ilk önce Birinci Dünya Savaşı'nda Teşkilat-ı Mahsusa kamplarında öğrendi. Gerilla tarzı eğitimi de başarıyla bitirdikten sonra asteğmen olarak Filistin Cephesi'ne gönderildi ve 5. Ordu'da görevlendirildi. Merkezi Şam'da olan bu ordunun başında ünlü İttihatçı Cemal Paşa vardı. Filistin Cephesi'nin bir alt komutanı ise Ali Fuat Cebesoy'du. Burada hücum bölüğü komutanlığı yapan Karabelen, bir saldırıda yaralandı ve sonra da teğmenliğe terfi etti. Daha sonra Mustafa Kemal'in görev yaptığı Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın şifre bürosunda görevlendirildi.

8 YIL BAŞKANLIK YAPTI

Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra İstanbul'a dönen Karabelen, Teşkilat-ı Mahsusa'da görev yapmaya devam etti. Maltepe'deki eğitim kampında bu kez öğretmendi. Bir süre sonra da Teşkilat-ı Mahsusa'nın liderlerinden Yenibahçeli Şükrü Oğuz'un yardımcısı oldu. Anadolu'ya gizlice geçmek isteyenlere ekibiyle birlikte kılavuzluk yapıyordu. Teşkilat-ı Mahsusa'nın devamı olan Karakol örgütünde aktif olarak çalıştı. Sonunda kendisi de Anadolu'ya geçti.

Kurtuluş Savaşı'nın bitmesi ve ardından cumhuriyetin kurulmasıyla seçkin subayların seçildiği Çankaya'da Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanlığı'nda görev yaptı. 1945'te de bu alayın komutanlığına atanan Karabelen, daha sonra albay rütbesine kadar Türkiye'nin değişik kentlerinde görev yaptı. 1948'de özel harp eğitimi için Amerika'ya gitti. Ardından Kore Savaşı'na gönderilen Türk Tugayı'nda görevlendirildi. Yeniden Türkiye'ye dönüşünde ise Seferberlik Tetkik Kurulu'nu yani Özel Harp Dairesi'ni kurmakla görevlendirildi. Daireyi kuran Karabelen, tam 8 yıl başkanlığını yaptı, 27 Mayıs 1960 darbesiyle emekliye sevk edildi.

PROFESYONEL FUTBOLCU

Daniş Karabelen, askeri özeliklerinin yanı sıra sporcu kimliği de çok ön plandaydı. Çok ünlü bir atletti. 1922'de Türkiye Sırık Atlama Şampiyonu'ydu. Ayrıca profesyonel bir futbolcuydu. Gittiği her kentte askeri futbol takımlarıyla birlikte sivil takımların oluşturulmasına hep ön ayak oldu.

İlk subay kadrosu

Daniş Karabelen'in komutan olarak atanmasından sonra Özel Harp Dairesi'nin kadrosu da yavaş yavaş oluşturulmaya başlandı. Kadro oluşturulmasında Karabelen, Genelkurmay Başkanlığı tarafından tam yetkili kılındı. Dairede görev alacak subay ve astsubayları kendisi seçiyordu. O da ekibini Amerika'dan özel harp eğitimi almış ve Kore Savaşı'na birlikte gittiği subaylardan oluşturdu. Kadro oluşturma çalışmaları yıllarca süren Daniş Karabelen, “ideal kadrosunu” ancak 1955 yılının ilk aylarında tamamldı. 1953 ile 1955 yılları arasında dairede görev yapan ve öne çıkan ilk özel harpçi subaylar şunlardı: İsmail Tansu, Rıza Vuruşkan, Remzi Atılgan, Ahmet Soylu, Cahit Vural, Ahmet Göçmez, Bedri Esen, Nurettin Öktem, Hüseyin Ömür, Recep Atasu, Şadi Demirbilek, Osman Nalbant, Mehmet Kızılsu, Sibkatullah Yalan, Cemal Akkan


Doğan Öz kimdir?
Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz, hayatını gericilikle, faşizmle, kontrgerillayla mücadeleye adamış ilerici, aydın, yurtsever bir hukukçu idi. Savcılık görevine başladığı 1962 yılından itibaren sürekli tehdit edilmiştir. Doğan Öz, 1968 yılında Konya’da “Mücadele Birliği” adlı örgütün kapanmasını sağlar. Denizli’de Necmettin Erbakan’ın kardeşi Akgün Erbakan’ın yolsuzluk dosyalarını hazırlar. Süleyman Demirel’in kardeşi Hacı Ali Demirel’e Denizcilik Bankası’nca verilen usulsüz kredi olayına el koyar. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne (DGM) ilk karşı çıkanlardandır. 1973 yılında da, DGM’lerin kapatılması için meslektaşları arasında imza toplar. Hazırladığı kontrgerilla raporu ile yaşadığı dönemin pisliklerini açık olarak ortaya koymaktadır.

Yaptıkları, gerici hareketler içinde o kadar çok tepki toplamaya başlar ki, önce üç bin imzalı bir telgrafla şikâyet edilir; ardından da Komünizmle Mücadele Derneği, Milli Mücadele Derneği, Konya İslam Enstitüsü ve Eğitim Enstitüsü öğrencileri, Konya’daki evinin önünde “izinli olarak”, “Doğan Öz’ü istemeyiz” yürüyüşü düzenler. Verilen izin, tepkilerin devletin üst katlarına kadar yükseldiğini göstermektedir. En çok “tayin edilen” savcılardan biri olmasının nedeni de budur!

Katledilmesinin nedeni dönemin başbakanı Bülent Ecevit'e verdiği kontrgerilla raporunda gizliydi. Doğan Öz raporunun en can alıcı yerinde şöyle diyordu:

"Şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. Amaç demokrasi umudunu yok etmek onun yerine faşist bir düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. Böylece ABD ve çok uluslu ortaklıklar Ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözme amacını gütmektedirler. Bize göre bu sonuca ulaşmada CIA, kontrgerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır."

24 Mart 1978 sabahı erken saatlerde Emniyet Müdürlüğü’nü arayan bir şahıs, Doğan Öz’ün oturduğu sokakta iki kişinin şüpheli hareketler yaparak dolaştığını iletir. İhbar ciddiye alınmaz ya da alınmaması gerekir. Doğan Öz, sabah işine gitmek üzere arabasına bindiği 24 Mart 1978 günü bu şahıslardan biri tarafından, diğerinin gözcülüğünde vurularak katledilir.

Cinayeti işleyenler adil yargılanmadı…
Cinayetin birçok görgü tanığı vardır. Cinayetten yaklaşık bir ay sonra, başka bir olay nedeniyle gözaltına alınan İbrahim Çiftçi’nin Doğan Öz’ün katilinin tarifine çok benzediği fark edilir. Karşılaştırılan tanıkların tümü İbrahim Çiftçi’yi teşhis ederler. Doğan Öz’ün katili olarak yargılanan İbrahim Çiftçi, verdiği ifadede, “Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ü (…) eski Ankara Ülkü Ocakları 2. Başkanı Hüseyin Demirel ve (…) Hüseyin Kocabaş’ın verdikleri talimat üzerine öldürdüm. Adresi bilmediğim için Hüseyin Demirel benimle geldi ve bana savcının otomobilini gösterdi. Kendisi de yanımda kaldı. Yarım saat kadar orada dolaştık. Tahminen yarım saat kadar sonra gelip arabasına bindi. Hüseyin Demirel bana, ‘tamam hadi ateş et’ dedi. Arabaya yaklaştım ve 6 el ateş ettim” şeklinde itirafta bulunur. İbrahim Çiftçi’nin ifadeleri ve evinde bulunan kot pantolon ile mont, tanıkların anlatımları ile bire bir uygunluk göstermektedir.

Doğan Öz’ü “tasarlayarak öldürmekten” yargılanan İbrahim Çiftçi, Ankara Sıkıyönetim 1 No’lu Askeri Mahkemesi tarafından dört kez oybirliği ile ölüm cezasına çarptırılır. Ancak, nedense (!) ilk üç seferinde Askeri Yargıtay 1. Dairesi tarafından “eksik soruşturma” bahane edilerek karar bozulur. Dördüncü seferde ise idam kararı onaylanır. Ancak bu kez de ilk üç idam kararının onaylanması yönünde görüş bildiren başsavcılık tutum değiştirerek Ceza Dairesi’nin onama kararına itiraz eder ve dosya Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’na gönderilir. Kurul, 7’ye karşı 8’lik oy çokluğuyla, delil yetersizliğini gerekçe göstererek kararı bozar.

Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun, 7’ye karşı 8’lik son bozulma kararından sonra, Yerel Mahkeme, “zorunluluğunu” vurgulayarak şu kararı verir: “Sanık İbrahim Çiftçi’nin maktül Doğan Öz’ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüştür. 22 Temmuz 1983 tarihli 35 sahifelik gerekçeli kararda deliller tek tek tartışılmış, ret ve kabul sebepleri uzun uzadıya izah edilmiştir. (…) Ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararlarına direnilemeyeceğinden, bir oy farka da dayansa 7/8’lik oy çokluğuna dayanan Daireler Kurulu bozma ilamına sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle uyulmuş sanık Çiftçi’nin beraatine karar verilmiştir.”

Son olarak Askeri Yargıtay 1. Dairesi, temyiz istemlerini reddederek 9 Ocak 1985 tarihinde beraat kararını onaylar ve kararı kesinleştirir. Böylece diğer sanıklar hakkında da beraat kararı çıkmış olur.

Beraat eden İbrahim Çiftçi, 5 yıl 1 ay cezaevinde yattıktan ve 4 defa idam cezasına çarptırıldıktan sonra, söz konusu “hukuki zorunluluk” nedeniyle 1984 yılında tahliye oldu. Çiftçi, cezaevinden çıkar çıkmaz önce İLKSAN’a müdür, ardından da patron olur. Son olarak karşımıza, 1997 senesinde Devlet Bahçeli’nin karşısında MHP genel başkan adayı olarak çıkar. Ancak, başkan olmaya “kıdemi” yetmez.

Tahliyesinin ardından kendisiyle yapılan röportajda İbrahim Çiftçi’nin söyledikleri olayları açıklamaktadır: “Benimle birlikte fikriyatım da mahkûm ettirilmek isteniyordu. Çok şükür suçsuz olduğum anlaşıldı. Bir Türk milliyetçisi olarak, Türkiye’min en sadık evlatlarından biri olarak yaşayacağım ve devletime, milletime hizmet edeceğim.”

Doğan Öz’ün eşi, emekli yargıç Sezen Öz de, katlediliş ve yargılama sürecini, tek cümleyle özetlemektedir: “Yaptıran ve yargılayan aynı olunca karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder